“Yaşlılığın hiçbir halinden şikâyetçi değilim.”
Ellerim eskisi gibi çevik değil belki, ama hâlâ dua ederken aynı içtenlikle açılıyor göğe.
Gözlerim bazen bulanık görüyor, ama eskisinden daha net bakıyor insana, hayata, kendime.
Ayaklarım daha az yürüyor ama her adımda daha çok duruyorum, bakıyorum, düşünüyorum.
Artık hiçbir şeyi yetiştirme telaşım yok.
Çünkü öğrendim: Zaman hep bir yere gider, insan ise eninde sonunda kendine döner.
Omuzlarım biraz düşük, saçlarım bembeyaz.
Ama başım dimdik. Ne kadar yaş aldıysam, o kadar insan tanıdım.
Ve öğrendim ki bazıları yaşlanmadan yoruluyor; ben yaşlandım ama yorulmadım.
Olduğum yaşla barıştım.
İnsan zamanla gençliğini kaybeder ama ağrılarıyla büyür.
Şimdi dizlerim ağrıyor, ama yüreğim sızlamıyor.
Çünkü hiçbir şeyi yarım bırakmadım, kimseye fazla tutunmadım.
Aynaya bakınca kırışıklıklarımı değil, yaşanmışlıklarımı görüyorum.
Gençlik hızla geçer.
Şimdi daha yavaş yürüyorum ama hiçbir detayı kaçırmadan…
Bir fincan kahveyle koca bir günü seyredebiliyorum.
Bir sokak kedisiyle bir anı paylaşabiliyorum.
Bir sessizlikle huzur kurabiliyorum.
Eskiden çok şeyim vardı, şimdi azla da tamamım.
Yaşlılık, bir çöküş değil;
Bir iç yolculuk, bir kabulleniş, bir teslimiyet.
Ama asla bir pişmanlık değil.
Ben yaşlandım.
Ama hâlâ seviyorum, hatırlıyorum, gülümsüyorum.
Ve bu yüzden, yaşlılığın hiçbir halinden şikâyetçi değilim.
Çünkü hâlâ benimle kalan bir ben var içimde...
Sağlıklı kalın...




