Kırlangıcın biri bir adama âşık olmuş.
Her gün pencerenin önüne gelip onu izlemiş.
Bir gün cesaretini toplamış:
“Hey adam! Ben seni seviyorum. Uzun zamandır seni izliyorum,” demiş.
Adam şaşırmış, biraz da küçümseyerek:
“Saçmalama, sen bir kuşsun ben insanım. Nereden çıktın sen?”
Kırlangıç yılmamış:
“Tamam, seni rahatsız etmeyeceğim. Sadece dost olalım. Bak hava soğuk, beni içeri al, yoksa donacağım… Göç etmek zorunda kalacağım,” demiş.
Ama adam inadından vazgeçmemiş, her seferinde onu kovmuş.
Kırlangıç üzülmüş, başını önüne eğmiş ve gitmiş.
Aylar sonra, yaz geldiğinde adam pişman olmuş.
Diğer kırlangıçlara sormuş ama kimse görmemiş.
Sonunda bilge bir adama gitmiş, olanları anlatmış.
Bilge, adamın gözlerinin içine bakarak demiş ki:
“Kırlangıçların ömrü altı aydır… Hayatta bazı fırsatlar vardır, bir kez gelir. Kaçırırsan uçar gider. Bazı insanlar vardır, bir kez karşına çıkar; değerini bilmezsen asla geri gelmez. Şimdi söyle bakalım, farkında olmadan bugüne kadar kaç kırlangıç kovaladın?”
ŞİMDİ BİZ DÜŞÜNELİM…
Kırlangıç belki bir kuş… Ama hayatın ta kendisi bu hikâyede gizli.
Biz insanlar fırsatları, dostlukları, sevgileri bir inat, bir gurur, bir boş söz uğruna kaç kez elimizin tersiyle itmedik mi?
Belki bir arkadaşımız bir gün bir kahveye gelmek istedi, “vaktim yok” dedik.
Belki bir dostumuz halimizi hatırımızı sordu, “sonra konuşuruz” diye erteledik.
Belki de kalbimize dokunan biri vardı, “ne gerek var” deyip kestik attık…
Kırlangıçlar sadece gökyüzünde uçmaz, bazen karşımıza insan kılığında çıkar.
O yüzden sormak lazım kendimize:
Hayat bir kırlangıç gibidir, uçup gitmeden yakala!
Sağlıklı kalın…




