“Bu zafer, sadece bir meydan savaşı değil; bir milletin iradesinin, bağımsızlığa olan inancının zaferidir.”
30 Ağustos 1922…
Kocatepe’nin rüzgârı, Anadolu’nun yorgun ama dimdik duran askerlerinin yüzüne vuruyordu. Mustafa Kemal Paşa, elinde dürbünle ovaya bakarken yalnızca Yunan ordusunu değil, Türk milletinin kaderini de görüyordu.
“Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!” emriyle başlayan Büyük Taarruz, sadece bir askeri operasyon değildi; esaret zincirini kırma iradesinin ta kendisiydi.
Bir Milletin Ayağa Kalkışı
Yunan ordusu, silah gücüne güveniyordu; ama Türk askeri, yüreğinin gücüne güveniyordu. Sakarya’da kan, Kocatepe’de ter, Dumlupınar’da son bir nefes…
Ve 30 Ağustos’ta Başkomutanlık Meydan Muharebesi, bir destana dönüştü. Yunan ordusu kaçtı, Türk ordusu vatan toprağını adım adım geri aldı.
Dünya Lideri Atatürk
Bu zaferi kazanan, sadece bir mareşal değildi; bir ulusun kurtarıcısı, bir dünya lideriydi. Mustafa Kemal Atatürk, bir milletin yokluk içinde ayağa kalkabileceğini tüm dünyaya gösterdi. “Yurtta sulh, cihanda sulh” diyen o büyük lider, savaş meydanlarında bile barışın temelini atıyordu.
Bugün Ne Kadar Farkındayız?
O gün, bu millet bağımsızlık uğruna canını verdi. Peki bugün biz ne yapıyoruz?
Birçoğumuz, 30 Ağustos’u sadece resmi törenlerde hatırlıyoruz. Oysa bu tarih, bir ulusun var oluş mührüdür.
Unutmayalım: Bu topraklar, bir imza karşılığı değil, şehit kanıyla vatan oldu.
Bu zafer, sadece geçmişin değil, geleceğin de teminatıdır.
30 Ağustos’ta bir kez daha haykırıyoruz:
Ne mutlu Türküm diyene!
Ve o büyük lidere, Mustafa Kemal Atatürk’e, silah arkadaşlarına, bu vatan uğruna toprağa düşen tüm şehitlerimize minnetle, rahmetle…
Sağlıklı kalın…




