“Bir şehir ölür mü? Ölür… Babalar ölüyorsa şehirler de ölür. Mezar taşları artık kabristanda değil, gökyüzüne dikilen gökdelenlerde…”
Taşın ve Toprağın Ruhu Vardı…
Bir zamanlar İstanbul’un her semti bir masaldı.
Emirgan’da erguvan kokusu, Üsküdar’da kız kulesine karşı çay keyfi, Moda’da dalga sesleriyle yapılan akşam yürüyüşleri, Beyoğlu’nda tramvay sesi…
Her sokağın bir ruhu, bir hatırası, bir hikâyesi vardı.
Şimdi o hatıraların üzerine tonlarca beton döküldü.
Şehir Ölüyor, Mezar Taşları Yükseliyor…
Son yıllarda Anadolu Yakası’nda bile her boş alana gökdelen dikiliyor.
Boğaziçi Kanunu, ön cephelerde yüksek bina yapılmasını yasaklıyor ama ne oluyor?
Arkadan gökdelenler yükseliyor, Boğaz’a bakan manzara birer birer satılıyor.
Bu resmen “kanuna karşı hile” değil de nedir?
Gökdelenler aslında o şehrin mezar taşlarıdır. Çünkü şehirlerin ruhunu gömer, hatıralarını öldürür, yerine dev beton mezarlar diker.
Şehircilik mi, Rantçılık mı?
Eskiden şehir planlamasında nefes almak için parklar, meydanlar, bahçeler bırakılırdı.
Şimdi nefes almak için gökyüzüne bakmak bile lüks oldu.
Eskiden bir semtin değeri, orada yaşayan insanların komşuluk ilişkileriyle ölçülürdü; şimdi ise metrekaresi kaç dolara satılıyor diye hesaplanıyor.
Bir İstanbul Düşün…
Düşün ki İstanbul’un semtleri birer birer kimliğini kaybediyor.
Üsküdar’ın mütevazı konakları arasında dev gökdelenler yükseliyor, Kadıköy’ün eski taş binalarının arasına cam duvarlı siteler dikiliyor, Beyoğlu’nda ise tarihî apartmanların gölgesine AVM’ler kuruluyor.
Ruhuna El Fatiha…
Bu şehir bir gün anılarda kaldığında, kim bilir belki birileri şu satırları hatırlar:
“Bir şehir ölürken mezar taşları göğe doğru yükselir.”
O zaman mezar taşlarının gölgesinde yürüyen herkes, bu şehrin katilinin kim olduğunu çok iyi bilecek…
Sağlıklı kalın…




