Bir dostun seni satması zor bir duygudur.
Ama bir meslektaşın, aynı masada oturduğun, aynı soruları sorduğun, aynı baskılarla baş ettiğin bir meslektaşın arkandan iş çevirmesi...
İşte onun adı “dost kazığı” değil, düpedüz vicdan kaybıdır.
Gazetecilik bir rekabet işi olabilir ama asla ihanet mesleği değildir.
Aynı Kalemi Tutan Ellerin Bıçak Gibi Kesmesi
Bugün bu satırları yazmak zor. Çünkü meslek içinden gelen bir kırgınlığı, bir ihanet hissini anlatmak kolay değil.
Haber uğruna değerleri çiğneyen, fırsat uğruna arkadaşını görmezden gelen, ekran süresi veya köşe alanı uğruna “birlik duygusunu” satan meslektaşlara söyleyecek çok söz var.
Bir gazetecinin başka bir gazeteciye yaptığı kötülük, sadece kişisel değildir; bu toplumun haber alma hakkına da ihanettir.
Kalemin Kirlenirse Haber De Kirlenir
Bir gazeteci başkasının emeğini yok sayıyorsa, bir haberi başkasının sırtına basarak alıyorsa, bir köşeyi başkasının adı üzerinden dolduruyorsa…
O kalem artık haber yazmaz. O kalem kirlidir.
Ve kirli kalemle yazılan her satır, mesleğe sürülmüş bir lekedir.
Meslektaşlık Yarış Değil, Dayanışmadır
Bu meslek zor. Tehdit de gördük, sansüre de uğradık.
Ama bizi hep ayakta tutan şey neydi biliyor musunuz?
Yan masadaki meslektaşın omuz vermesiydi.
Şimdi o omuz yerini omuz silkmeye, hatta sırt dönmeye bıraktıysa;
Artık o meslek değil, sadece geçim aracıdır.
Son Sözüm: Düşman Kalemden Korkmam!
Ama dost kalemin arkadan batmasından korkarım.
Çünkü o kalemle bir gün ortak bir bildiride, bir gün aynı manşette, bir gün aynı duruşta yan yana olmayı hayal edersin.
Ama o kalem seni satmışsa, ne yazsan yarım kalır.
Sağlıklı kalın...




