Eski Adalet Partisi milletvekillerinden Sabri Çağlayangil yıllar önce öyle bir söz söylemişti ki, hâlâ siyasetin ve yöneticiliğin özünü anlatmaya devam ediyor:
“Bu koltuk öyle bir hastalık ki, oraya oturdukça hiçbir şeyden bunun kadar zevk alamazsın.”
Sert bir söz… Ama bugüne bakınca doğruluğunu inkâr etmek zor.
Çünkü bizde koltuğa oturan kalkmak bilmiyor. Koltuk, bir unvan, bir kimlik, bir güç göstergesi haline geliyor. Ve bir kez o tadı alan, bir daha bırakmak istemiyor.
Başarı değil, koltuk önemli
CHP’de Kemal Kılıçdaroğlu tam 12 kez seçim kaybetti ama yine de koltuğunu bırakmadı. Partiye yıllarını veren Gürsel Tekin ise kapının önüne kondu.
Diğer partilerde farklı mı? Hiç değil. AK Parti’den MHP’ye, İYİ Parti’den küçük partilere kadar her yerde aynı manzarayı görüyoruz: Koltuğa yapışan liderler ve onların etrafında dönen bir çember.
Yerel yönetimlere bakıyoruz; belediyelerde, derneklerde, hatta en küçük meslek kuruluşlarında bile durum değişmiyor. Bilgisi, birikimi, vizyonu olmayan kişiler sırf “başkan” sıfatı uğruna o koltukta oturuyor. Hizmet değil, şov üretiyorlar.
Koltuk bir kimlik midir?
Bütün bunların temelinde kimlik sorunu var.
Kendi kimliğini, üretkenliğini, başarısını ortaya koyamayanlar, o eksiklerini koltukla kapatıyor. Koltuğu kaybettiklerinde aslında çıplak kalacaklarını biliyorlar. İşte bu yüzden gitmiyorlar.
Çağlayangil’in sözünü hatırlayalım: Koltuğa oturunca zevk alıyorlar, ama kalkmayı bilmiyorlar.
Gençlere ne zaman sıra gelecek?
Asıl mesele işte burada.
Koltuk sevdası yüzünden gençlerin önü açılmıyor. Partilerin gençlik kolları var ama gençler hep vitrin süsü gibi kullanılıyor. Onlara afiş astırılıyor, broşür dağıttırılıyor, miting alanlarını doldurtuyorlar. Ama iş karar almaya, yönetmeye, yön vermeye geldi mi kapılar kapanıyor.
Halbuki dünyanın gelişmiş ülkelerinde 30’lu yaşlarda başbakan, 40’lı yaşlarda devlet başkanları görüyoruz. Bizde ise hâlâ 70’ini, 80’ini devirmiş liderler “Ben olmazsam olmaz” diyerek siyaseti bırakmıyor.
Gençlere fırsat verilmeden bu ülke nasıl yenilenecek?
Yarınları, dünün alışkanlıklarıyla yönetmeye kalkarsak geleceği kaybederiz.
Son söz
Koltuklar geçicidir, hizmetler kalıcı.
Ama bizde tam tersi oluyor: Koltuk kalıcı, hizmetler geçici.
İşte bunun adı koltuk hastalığıdır.
Ve bu hastalıktan kurtulmadığımız sürece, demokrasinin önü hep tıkalı kalacak…
Sağlıklı kalın…




