Bugün yine sokaklar kalabalık…
İnsanlar koşuyor, telaşla…
Kimisi işe yetişmeye,
kimisi borcunu ödemeye,
kimisi ise yalnız kalmamak için bir başkasının peşine.
Ama kimse durup sormuyor:
“Bu telaş, nereye kadar?”
Bir sabah uyanmayacağız.
Bir akşam gözümüzü kapattığımız yerden
bir daha bakamayacağız dünyaya.
O zaman ne olacak?
Bugün için kırdığın kalp neye yarayacak?
Biriktirdiğin servet, sahiplendiğin unvan,
susturduğun vicdan…
Hepsi ardında kalacak.
Sen bir çukurda yatarken,
geriye sadece “nasıl biriydi?” sorusu kalacak.
Ben iki defa ölümle göz göze geldim.
Unkapanı Köprüsü’nden uçarken hayatta kalmak mucizeydi.
316 BMW’ye çarpan Dodge kamyon,
belki de hayatın bana “dur” dediği andı.
Ama ben durmadım.
Sadece yürümeyi öğrendim.
Yavaş… Sessiz… Fark ederek…
Şimdi dönüp bakınca anlıyorum:
Dostluk, menfaatle ölçülüyorsa yalandır.
Başarı, kibir doğuruyorsa zehirdir.
Yaşam, sadece bugüne sıkışmışsa aldanıştır.
Ben gençlere bir şey söylemek istiyorum:
Siz hâlâ tercih edebilirsiniz.
Bugünün gürültüsünü değil,
yarının huzurunu seçin.
Gözünüzü dolduran değil,
gönlünüzü rahatlatan hayatı seçin.
Çünkü dostlar…
Ölüm varsa, gerisi koca bir yalandır.
Sağlıklı kalın…



