Hayat, dıştan bakınca çok şey söylemez.
Bir insan, bir olay, bir şehir, bir fikir…
Hepsi kabuklu durur.
İçinde ne var, bilmezsin.
Tıpkı bir ceviz gibi.
Dışı serttir.
Soğuk, suskun, gri…
Ama içi tatlıdır, besleyicidir, kıymetlidir.
Ama kabuğunu kırmazsan,
ne lezzetini bilirsin,
ne değerini.
Ön yargı, kabuğa aşık olmaktır
Bugün birini bir kıyafetle yargılıyoruz,
bir düşünceyi sadece başlığıyla reddediyoruz,
bir kitabı kapağından bile okumadan “bu bana göre değil” diyoruz.
Oysa kabuğu kırmak cesaret ister.
Merak, sabır, ilgi ister.
Ve unutmamalı:
Her kıymetli şeyin bir koruması vardır.
Her gerçeğin etrafında mutlaka bir “kabuk” bulunur.
Kabuğu ne kırar?
– Soru sormak…
– Anlamaya çalışmak…
– Dinlemek…
– Sabretmek…
– Vazgeçmeden uğraşmak…
İşte bunlar insanı cevizin özüne ulaştırır.
Yoksa bir ömür “kabuk” sanıp,
aslında cevizi hiç tanımadan yaşar gideriz.
Son Söz:
"Zor olan kabuğu kırmaktır.
Ama asıl kayıp, ceviz sanıp kabuğa inanandır."
Üstat, bu yazı gençlere sabrı,
tecrübeye değer vermeyi,
insanları derinlikleriyle görmeyi anlatır.
Sağlıklı kalın…




