“Hayat kahve gibidir; kimi bol köpüklü sever, kimi sade… Ama dostlarla içildiğinde hepsi aynıdır.”
İş yaşamında önemli yerlere gelmiş eski mezunlar, üniversitedeki hocalarını ziyarete gitmiş.
Sohbet dönmüş dolaşmış hep aynı noktaya gelmiş:
“Hayat çok stresli, işler yorucu, dünya çok değişti…”
Yaşlı hoca gülümsemiş, mutfağa gidip bir tepsiyle geri dönmüş.
Tepside çeşit çeşit fincan vardı: porselen, seramik, cam, plastik… Yanında da kocaman bir kahve termosu.
“Buyurun, kahvelerinizi alın,” demiş hoca.
Herkes kahvesini alıp yerine oturunca hoca gülerek sormuş:
— **“Fark ettiniz mi? Zarif, şık ve pahalı görünen fincanların hepsi kapıldı. Masada sadece basit ve ucuz görünenler kaldı.
Aslında hepinizin istediği kahveydi, fincan değildi… Ama eliniz farkında olmadan en güzel fincana gitti. İşte bu, biraz önce şikâyet ettiğiniz stresin ta kendisi!
Yaşam kahvedir; iş, para ve mevki fincandır. Fincan sadece kahveyi tutar. Ama siz fincana odaklanırsanız, kahvenin tadını unutursunuz.
Hayat, fincanı seçmekle değil, kahvenin tadını çıkarabilmekle güzeldir.”**
Hoca sustuğunda herkes susmuş… Çünkü haklıydı.
İŞTE HAYAT DA KAHVE GİBİDİR
Kız istemeye gideriz: kahve…
Fal baktırırız: kahve…
Misafire ikram ederiz: kahve…
Hayatta tat dediğimiz çoğu şey, aslında bir yudum sıcak sohbet ve iyi niyet kadar basittir.
Kahve diyen dostlara selam olsun…
Ama unutmayın:
“Bir kahve için sizi kırk yıl çekmek zorunda değilim!”
İçiyorsak hatır için, mecburiyet için değil; gönül için içiyoruz…
Sağlıklı kalın…




