Bir Çocuğun Yanık Yüzünü, Bir Annenin Dualı Parmakları İyileştirdi
Bafra’nın o bereketli topraklarında, dedemin çiftliğinde geçen çocukluğumun bir günü...
Bir felaket gelip yüzüme çöktü. Barut patladı.
Yüzüm yandı. Sanki isten bir maske yüzüme yapıştı. Simsiyah…
Hastaneye arabayla değil, kucakta götürüldüm.
Hasta olan annem, beni o hâlde görünce olduğu yere yığıldı.
Doktor dedi ki:
— Bu kasıtlı yapılmış bir olaydır. Bu olayın failinin ifadesi alınması gerekir.
Ama ne gelen oldu, ne ilgilenen… Başımızdan savıldık.
Annem gözyaşları içinde, “Allah sizi bildiği gibi yapsın!” diyerek elleriyle beni aldı, evimize getirdi.
Okuma yazma bilmeyen bir kadındı annem…
Adını bile yazamazdı ama doğayı okurdu.
İnsanı okurdu.
Duaları hem şifa hem de teslimiyet taşırdı.
Ve elleri... O
Kimse inanmaz belki… Ama bu yazı inanılsın diye yazılmadı.
Belki bir gün bir başka çocuğun başına benzer bir felaket gelir…
Belki bir anne çaresiz kalır…
Belki bir dua daha bir evlada deva olur…
İşte bu yüzden anlatıyorum.
Samiye Sezen
Okuma bilmezdi ama hayatı okurdu.
Kalem tutmazdı ama elleriyle tarih yazdı.
Nurlar içinde yatsın canım annem…
Sana her baktıkça hâlâ dua ediyor yüzüm.eller ki, yüzüme hayatı sürdü.
Ne doktor, ne merhem…
Kendi yöntemini yaptı. Onun mucizesiydi bu.
Tarifi şuydu:
Yanmış kireç alınacak.
Kuyu suyu ile karıştırılacak.
Ama ilk suyu atılacak, dikkat!
Bir bardak kirece, bir bardak kuyu suyu ölçüyle karıştırılır. Durulmaya bırakılır.
Sonra hakiki sızma zeytinyağıyla krem kıvamına getirilir.
Ve o karışım, tavuk kanadının ucundaki tüyle her saat başı yanık yüzüme sürülür.
Amaç kabuk bağlamaması…
Yara asla kurumayacak! Yüz devamlı nemli tutulacak.
Annemin nasırlı elleri…
Tavuk kanadıyla saat başı sürdü de sürdü…
O yanık maske gibi bir gün yüzümden düştü.
Altından çıkan, bugünkü benim yüzüm.
Pürüzsüz, tertemiz.
Estetik değil, emek…
Tıp değil, şefkat…
“Kireç kokusu, tavuk tüyü, nasır bağlamış köylü elleri...
Ve o eller ki, yüzüme hayatı sürdü...”
Sağlıklı kalın…




