Siyaset ilginç bir meslektir.Dün omuz omuza yürüyenler, bugün birbirlerinin yüzüne bakamaz hâle gelir. Dün aynı kürsüden birbirlerine methiyeler düzenler, "adam gibi adam" diye alkış tutanlar; ertesi gün mikrofonu ellerine aldıklarında en ağır hakaretleri etmekten çekinmezler.İnsan ister istemez düşünüyor:Gerçek hangisiydi?Dünkü övgüler mi yalandı, bugünkü suçlamalar mı?Yoksa ikisi de mi?Ne yazık ki siyasetin en büyük hastalıklarından biri de tam burada başlıyor.Koltuk değişiyor...Makam el değiştiriyor...Yetki başka birine geçiyor...Ve bir bakıyorsunuz ki dün "ülkenin en dürüst insanı" denilen kişi, bugün "hain", "hırsız", "ahlaksız", "beceriksiz" ilan edilmiş.Peki ne değişti?Bir insan bir gecede bu kadar değişebilir mi?Elbette hayır.Değişen çoğu zaman insan değil...Çıkar dengeleridir. Geçtiğimiz günlerde okuduğum eski bir Karadeniz fıkrası geldi aklıma.Temel ile Dursun aynı partinin iki yol arkadaşıdır.İlçe kongresinde önce Temel başkan olur.Dursun, Temel'i göklere çıkarır."Bu ilçenin kurtarıcısı sensin.""Partinin en dürüst adamısın.""Sen olmazsan bu dava yürümez."Aradan bir yıl geçer.Bu kez kongreyi Dursun kazanır.Temel seçimi kaybeder.Bir gün sonra meydanda karşılaşırlar.Temel başlar bağırmaya:"Bu adam hırsızdır!""Bu adam satılmıştır!""Bu adam partiyi bitirdi."Dursun da aşağı kalmaz."Asıl hırsız sensin.""Asıl düzenbaz sensin.""Asıl partiyi sen mahvettin."Mahalleli şaşkın...Yaşlı bir partili dayanamaz."Evlatlar," der."Dün birbirinize methiyeler diziyordunuz.Bugün birbirinizi hain ilan ediyorsunuz.Ne değişti?"İkisi bir ağızdan cevap verir:"Koltuk..."İşte bütün mesele budur. Bugün sadece bir partide değil...Sağda da var...Solda da var...İktidarda da var...Muhalefette de var...Belediyelerde de var...Derneklerde de var...Odalarda da var...Sendikalarda da var...Kısacası makamın olduğu her yerde aynı manzarayla karşılaşabiliyoruz.Çünkü bazı insanlar için dava ikinci plandadır.Önce koltuk gelir.Sonra makam...Sonra ihale...Sonra mevki...Sonra çevre...Sonra menfaat...İlkeler ise en sona bırakılır.İlkeler sona bırakılınca da dostlukların ömrü kongre takvimi kadar olur. Siyasette eleştiri elbette olacaktır.Olmalıdır da...Yanlış yapan eleştirilecektir.Hesap sorulacaktır.Demokrasinin gereği budur.Ama eleştiri ile hakaret arasında çok büyük bir fark vardır.Bugün siyaset diline baktığımızda ne yazık ki bu çizginin çoktan aşıldığını görüyoruz.Birbirine edilen sözlere bakıyorsunuz...Hakaret...İftira...Aşağılama...Karalama...Aileye uzanan sözler...Kişiliğe saldırılar...Daha düne kadar aynı sofrayı paylaşan insanlar, bugün birbirlerinin onurunu ayaklar altına almaya çalışıyor.Peki bunun kazananı kim?Hiç kimse.Kaybeden ise siyaset kurumunun itibarı oluyor. Bir insan dün çok iyi ise...Bugün neden birdenbire en kötü insan oluyor?Ya da dün "hain" dediğiniz kişi, yarın aynı partiye döndüğünde yeniden "çok değerli arkadaşımız" oluveriyor.Vatandaş bunları görüyor.Unutmuyor.Artık toplumun hafızası eskisi kadar kısa değil.Bir konuşma sosyal medyaya düşüyor.Yıllar sonra bile aynı görüntü yeniden önünüze geliyor.Dün söyledikleriniz bugün karşınıza çıkıyor.Çünkü teknoloji unutmaz.Arşiv unutmaz.Millet hiç unutmaz. Asıl acı olan ise şudur:Siyasette insanlar artık fikir değiştirdiği için değil...Taraf değiştirdiği için övülüyor veya yeriliyor.Bir kişi sizin yanınızdaysa "mükemmel" oluyor.Karşınıza geçtiğinde ise "vatan haini."Oysa karakter bir günde değişmez.İnsanlar bir gecede melekten şeytana dönüşmez.Değişen sadece bakış açısıdır.Daha doğrusu...Çıkarın yönüdür. Siyasette en zor şey tutarlı olabilmektir.Eğer birine "yanlış yapıyor" diyorsanız, dostunuz olsa da aynı şeyi söyleyebilmelisiniz.Birine "doğru yapıyor" diyorsanız, rakibiniz olsa bile hakkını teslim edebilmelisiniz.İlke sahibi olmak tam da budur.Çünkü ilke kişiye göre değişmez.Rüzgâra göre yön değiştirenler ise pusulasını çoktan kaybetmiş olanlardır. Gazetecilik mesleğinde yıllarımı geçirdim.Nice seçimler gördüm.Nice kongreler...Nice ayrılıklar...Nice birleşmeler...Dün birbirine en ağır sözleri söyleyenlerin, birkaç ay sonra aynı masada kahkahalar attıklarına defalarca şahit oldum.Yine dün birbirini kardeş ilan edenlerin, ertesi gün mahkeme koridorlarında hesaplaştıklarını da gördüm.İşte bu yüzden siyasetçilerin birbirleri hakkında söylediklerini dinlerken artık sadece sözlerine değil, geçmişte söylediklerine de bakıyorum.Çünkü karakter, bir konuşmada değil; zaman içindeki tutarlılıkta ortaya çıkar. Toplumun beklediği şey kavga değildir.Hakaret değildir.Çamur atmak hiç değildir.Toplum; proje bekliyor.Üretim bekliyor.Çözüm bekliyor.İş bekliyor.Adalet bekliyor.Samimiyet bekliyor.Ne yazık ki çoğu zaman bunların yerine bol bol suçlama dinliyoruz. Unutulmamalıdır ki...Koltuklar geçicidir.Makamlar geçicidir.Şöhret geçicidir.Bugün alkışlayan kalabalıklar yarın başka bir meydanda başka isimleri alkışlayacaktır.Ama söylenen sözler...Atılan iftiralar...Kırılan gönüller...Silinen dostluklar...İnsanların hafızasında yaşamaya devam eder.İşte bu yüzden siyasetçinin en büyük sermayesi makamı değil, itibarıdır.İtibar ise hakaretle değil, nezaketle büyür.Çamur atarak değil, örnek olarak kazanılır.Ve sonunda geriye tek bir soru kalır:Dün övdüğünüz insan bugün gerçekten değişti mi?Yoksa...Değişen sadece koltuğun sahibi miydi?Ara Güler'in yıllar önce söylediği o anlamlı söz, belki de bütün bu tabloyu tek cümlede özetliyor:"Hayatı fazla ciddiye almayın; bir gün her şey fotoğraflarda kalacak."Ben de o söze şu cümleyi eklemek istiyorum:Koltuklar bir gün mutlaka boşalır. Ama insanlar, o koltukta otururken söyledikleri sözlerle hatırlanırlar. Önemli olan makam bırakmak değil; geride temiz bir isim bırakabilmektir.Sağlıklı kalın…
MAGAZİN
Yayınlanma: 25 Temmuz 2026 - 18:08
Güncelleme: 25 Temmuz 2026 - 18:10
Önce Övüyorlar, Sonra Sövüyorlar!
MAGAZİN
25 Temmuz 2026 - 18:08
Güncelleme: 25 Temmuz 2026 - 18:10








