Siyasette Sistem Düğümleniyor!

Pazar sabahları kahvaltı sofralarında, çay eşliğinde dönen sohbetlerin değişmeyen bir konusu vardır: siyaset. Son yıllarda bu sohbetlerin tonu giderek benzer bir noktaya geliyor:
'Bu ülkede siyaset neden sürekli kavga üzerinden yürüyor?'
'Hiç mi çözüm konuşulmaz?'

“Bu ülkede siyaset çözüm üretmiyor, sürekli kavga var…”

Bu cümle bir sitem gibi başlıyor ama aslında altında daha derin bir gerçek yatıyor. Sorun sadece kişilerde mi, yoksa daha büyük bir yapı içinde mi sıkışıp kaldık?

Son yıllarda Türkiye’de siyaset, çözüm üretme rekabetinden çok “kim daha güçlü duruyor” alanına kaymış durumda. Bu sadece bugünün meselesi değil; zaman içinde biriken bir dönüşüm.

Çünkü siyaset artık sadece fikirlerin değil, kimliklerin yarışı haline geldi. “Biz” ve “onlar” ayrımı derinleştikçe, ortak akıl zemini daraldı. Bir tarafın söylediği, diğer taraf için otomatik olarak reddedilir hale geldi.

Burada asıl soru şu:
Bu tabloyu sadece siyasetçiler mi oluşturdu, yoksa sistem mi bunu besledi?

Gerçek şu ki, siyasi sistemin işleyişi de bu tabloyu güçlendiriyor. Seçim kazanma baskısı, kısa vadeli söylemleri öne çıkarıyor. Uzlaşma değil, mobilizasyon ödüllendiriliyor. Sertlik çoğu zaman daha görünür, daha etkili ve daha kazançlı hale geliyor.

Bir de buna medya ve sosyal medyanın doğası ekleniyor. Sessiz, sakin ve çözüm odaklı cümleler değil; çarpıcı, sert ve dikkat çekici olanlar daha çok yayılıyor. Böyle olunca siyaset dili de doğal olarak sertleşiyor.

Sonuçta ortaya şu tablo çıkıyor:
Herkes konuşuyor ama kimse birbirini tam olarak duymuyor.

İşte bu yüzden “sistem düğümleniyor” ifadesi aslında bir duygudan ibaret değil, bir tespit haline geliyor. Çünkü mesele artık sadece fikir ayrılığı değil; birbirini dinleyemeyen bir yapı sorunu.

Belki de bugün ihtiyaç duyulan şey, yeni bir taraf değil…
Yeni bir siyaset dili.

Daha az kavga eden, daha çok dinleyen bir dil.

Sağlıklı kalın...