Otobüs Durağında Kaybolan Utanç

'Gençlerin dili değişirken, kaldırım kenarında utanç duygusu sessizce yer değiştiriyor.'

Bugün pazar…
Biraz alışveriş, biraz kalabalık, biraz da hayatın kendisi.

Hanımla birlikte otobüs durağında bekliyoruz. Her şey sıradan gibi… ta ki yanımızdaki genç sesler yükselene kadar.

On altı–on yedi yaşlarında iki genç kız… aralarında öyle bir dil kullanıyorlar ki, sanki sokakta değil de görünmez bir tartışmanın içindeler. Kelimeler sert, tonlar yüksek, sınır yok.

Durakta oturan orta ve ileri yaştaki insanlar bir anda birbirine bakıyor. Sonra aynı refleks:
“Allah… Allah…”

Bu bir dua mı, bir şaşkınlık mı… belli değil. Ama ortak duygu aynı: rahatsızlık.

İnsan ister istemez durup düşünüyor:
Nereye gidiyor bu dil?
Ne zaman kayboldu bu mahremiyet?
Kamusal alan ne zaman bu kadar sertleşti?

Eskiden büyüklerin yanında kelime seçilirdi, ses ayarlanırdı. Şimdi ise sokak dili, sosyal medya üzerinden süzülmeden hayata taşmış gibi.

Ve acı olan şu: Utanç duygusu yavaş yavaş yerini alışkanlığa bırakıyor.

Burada sadece gençleri suçlamak da kolaycılık olur. Televizyon dizileri, sosyal medya, içerik platformları… hepsi birer dil taşıyıcısı. Sertlik, öfke ve pervasızlık “normal” gibi sunuldukça, gençler de bunu bir ifade biçimi sanıyor.

Tam da bu noktada şu soru kaçınılmaz hale geliyor:
Türk gençlerinin örf ve adetlerinde bir çözülme mi var, yoksa görünmeyen bir yönelişle Amerikan gençlik kültürüne doğru bir özentinin etkisi mi büyüyor?

Kıyafetler, konuşma tarzı, davranış biçimleri…
Hepsi yavaş yavaş başka bir kültürün izlerini taşır hale geliyor.

Bu bir değişim mi, yoksa bir kimlik aşınması mı?
Cevabı kolay değil… ama soru artık orada duruyor.

Otobüs geldi, insanlar bindi, hayat devam etti.

Ama durakta kalan şey şuydu:
Biraz sessizlik… biraz düşünce… ve içten içe sorulan tek bir cümle:

“Biz bu dili nereden aldık?”

Sağlıklı kalın…