İstanbul'da Yaşamak Başka, İstanbul'u Yaşamak Başka
"İstanbul'u görmeye gelenler şehrin tadını çıkarıyor, İstanbul'da yaşayanlar ise çoğu zaman hayat denen kavanozu dışından yalıyor."
Dün Kurban Bayramı’nın 3. Günü idi İstanbul'u dolaştım...
Aslında "dolaştım" demek de pek doğru değil. Kalabalığın içinde sürüklendim desem daha yerinde olur.
Bayramın da etkisiyle meydanlar dolu, sahiller dolu, vapurlar dolu, metrolar doluydu. Ücretsiz ulaşımın sağladığı kolaylıkla insanlar sokaklara akmıştı. Bir de turist kafileleri vardı ki, onlar başlı başına ayrı bir manzaraydı. Yeni üç katlı Şehir Hatları vapurları hınca hınç doluydu. Güvertelerde fotoğraf çekenler, Boğaz'ın güzelliğine hayran kalanlar, İstanbul'u ilk kez görenlerin heyecanı...
Onlara baktım.
Bir de kendimize baktım.
Ve aklıma şu soru geldi:
İstanbul'da mı yaşıyoruz, yoksa sadece İstanbul'un içinde mi bulunuyoruz?
Çünkü İstanbul'da yaşamak başka, İstanbul'u yaşamak başka.
İstanbul'da yaşamak; sabah işe yetişmeye çalışmak, trafikle boğuşmak, kalabalıkla mücadele etmek, bir yerden bir yere gitmek için saatler harcamaktır.
Ama İstanbul'u yaşamak...
Bir vapurun arka güvertesinde martıları seyretmektir.
Boğaz'ın üzerinde gün batımının bıraktığı kızıllığı fark etmektir.
Tarihi bir çeşmenin önünden geçerken başını kaldırıp ona bakabilmektir.
Bir sokak arasında kalmış yüz yıllık bir çınarın gölgesinde birkaç dakika durabilmektir.
İşte biz çoğu zaman bunu kaçırıyoruz.
Hayata dair hissedilmesi gereken birçok değeri ıskalıyor, değeri olmayan birçok problemi ise sırtımıza yük edip taşıyoruz.
Sonra da yaşadığımızı sanıyoruz.
Oysa çoğu zaman yaptığımız şey sadece koşturmak.
Belki de bu yüzden hayatın tadını tam alamıyoruz.
Bir süre önce aklıma gelen bir benzetme vardı:
"Hayat denen kavanozu dışından yalıyoruz."
İstanbul için de durum biraz böyle.
Bu şehirde milyonlarca insan yaşıyor.
Ama kaç milyon insan İstanbul'u gerçekten yaşayabiliyor?
Ayasofya'nın gölgesinden geçip onu görmeyenler...
Boğaz kıyısında yürüyüp denizin sesini duymayanlar...
Vapurda karşı kıyıya geçerken başını telefondan kaldırmayanlar...
Belki de hepimiz zaman zaman aynı hatayı yapıyoruz.
Şehrin içinde yaşıyoruz ama şehrin ruhuna dokunamıyoruz.
İşin en zor tarafı da burada başlıyor.
Bir rakamını iki yapmak kolaydır.
Daha çok kazanabilirsiniz.
Daha büyük evde oturabilirsiniz.
Daha hızlı araçlara binebilirsiniz.
Ama sıfırı bir yapmak...
İşte asıl mesele budur.
Hiç fark etmediğiniz bir güzelliği fark etmek...
Görmediğiniz bir değeri görmek...
Koştururken kaçırdığınız bir anı yakalamak...
Sıfırı bire çevirmek budur.
Dün vapurda turistlerin heyecanla İstanbul'u seyredişini izlerken kendi kendime şunu söyledim:
Belki de İstanbul'u en çok özleyenler, onu ilk kez görenlerdir.
Çünkü onlar hâlâ bakıyor.
Biz ise çoğu zaman sadece yetişmeye çalışıyoruz.
Oysa aynı şehirde nefes almak, aynı şehri yaşamak anlamına gelmiyor.
Ve galiba bugün hepimizin kendine sorması gereken soru şu:
İstanbul'da mı yaşıyoruz, yoksa İstanbul'u da yaşıyor muyuz?
Sağlıkla kalın…