Bazı dizeler vardır; bir hapishaneden çıkar,
bir ülkenin hafızasına yerleşir.
Sabahattin Ali’nin Sinop Cezaevi’nde yazdığı bu dörtlük,
yalnız bir şairin değil,
susturulmak istenen bütün kalemlerin iç sesidir.Ocak ayı takvimde sıradan bir ay gibi durur.
Ama bu ülkenin tarihinde ağırdır.
Çünkü üç değerli gazeteci, üç vicdan, üç kalem
Ocak ayında katledildi.Sabahattin Ali…
Uğur Mumcu…
Hrant Dink…Bu isimler artık sadece birer biyografi değildir.
Onlar bir hatırlama meselesidir.Sabahattin AliSabahattin Ali’yi anlatırken sesi kısılır insanın.
Çünkü onun yazdıkları bağırmaz,
içten içe yaralar.Sinop Cezaevi’nde denizi duyar ama göremez.
Dalgalar gelir, duvarları yalar.
Özgürlük bu kadar yakındır ama bu kadar uzaktır.Onu hapse atanlar, sürgüne gönderenler,
sonunda da öldürenler
aslında bir yazarı değil,
itiraz etme hakkını susturmak istemiştir.Ama başaramadılar.
Çünkü Sabahattin Ali öldürüldü ama
satırları serbest kaldı.Bugün hâlâ okunuyorsa,
bu edebiyat meselesi değil,
vicdan meselesidir.Uğur MumcuUğur Mumcu’nun kalemi sertti.
Ama sertliği öfkeden değil,
belgeden gelirdi.“Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz” derken,
aslında bir uyarı yapıyordu bu ülkeye.
Araştırdı, bağlantıları yazdı,
isim verdi, belge koydu.Ve bu ülkede en tehlikeli cümle şudur:
“Belgesi burada.”24 Ocak 1993’te, arabasına konan bombayla
sadece bir gazeteci değil,
araştırmacı gazetecilik hedef alındı.O günden sonra birçok dosya yarım kaldı.
Birçok kalem temkinli yazmaya başladı.
Bazıları susmayı tercih etti.Uğur Mumcu’nun ardından kalan
en ağır miras budur:
yarım bırakılan cesaretler.Hrant DinkHrant Dink’in sesi yüksek değildi.
Ama cümleleri ağırdı.“Bu ülkede birlikte yaşayabiliriz” dedi.
Ne kadar sade,
ne kadar zor bir cümleydi oysa.Ne nefreti büyüttü,
ne korkuyu.
Ama korunmadı.19 Ocak’ta, gazetesinin önünde vurulduğunda
yere düşen sadece bir insan değildi.
Bir ihtimal,
bir birlikte yaşama umudu da yere düştü.Ardından binler yürüdü.
“Hepimiz Hrant’ız” dendi.
Ama zaman geçti,
sloganlar sustu,
acı kaldı.Hrant Dink bize şunu öğretti:
Bir ülkede haklı olmak yetmez.
Yaşatılmak da gerekir. Pazar sohbeti böyle olur işte.
Bağırmaz.
Manşet atmaz.
Ama uzun süre insanın içinde kalır.Bu ülkede kalemler susturuldu.
Ama dalgalar hâlâ geliyor.
Duvarları yalıyor.Ve belki de en büyük umut burada saklı:Aldırma gönül aldırma…Sağlıklı kalın...
bir ülkenin hafızasına yerleşir.
Sabahattin Ali’nin Sinop Cezaevi’nde yazdığı bu dörtlük,
yalnız bir şairin değil,
susturulmak istenen bütün kalemlerin iç sesidir.Ocak ayı takvimde sıradan bir ay gibi durur.
Ama bu ülkenin tarihinde ağırdır.
Çünkü üç değerli gazeteci, üç vicdan, üç kalem
Ocak ayında katledildi.Sabahattin Ali…
Uğur Mumcu…
Hrant Dink…Bu isimler artık sadece birer biyografi değildir.
Onlar bir hatırlama meselesidir.Sabahattin AliSabahattin Ali’yi anlatırken sesi kısılır insanın.
Çünkü onun yazdıkları bağırmaz,
içten içe yaralar.Sinop Cezaevi’nde denizi duyar ama göremez.
Dalgalar gelir, duvarları yalar.
Özgürlük bu kadar yakındır ama bu kadar uzaktır.Onu hapse atanlar, sürgüne gönderenler,
sonunda da öldürenler
aslında bir yazarı değil,
itiraz etme hakkını susturmak istemiştir.Ama başaramadılar.
Çünkü Sabahattin Ali öldürüldü ama
satırları serbest kaldı.Bugün hâlâ okunuyorsa,
bu edebiyat meselesi değil,
vicdan meselesidir.Uğur MumcuUğur Mumcu’nun kalemi sertti.
Ama sertliği öfkeden değil,
belgeden gelirdi.“Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz” derken,
aslında bir uyarı yapıyordu bu ülkeye.
Araştırdı, bağlantıları yazdı,
isim verdi, belge koydu.Ve bu ülkede en tehlikeli cümle şudur:
“Belgesi burada.”24 Ocak 1993’te, arabasına konan bombayla
sadece bir gazeteci değil,
araştırmacı gazetecilik hedef alındı.O günden sonra birçok dosya yarım kaldı.
Birçok kalem temkinli yazmaya başladı.
Bazıları susmayı tercih etti.Uğur Mumcu’nun ardından kalan
en ağır miras budur:
yarım bırakılan cesaretler.Hrant DinkHrant Dink’in sesi yüksek değildi.
Ama cümleleri ağırdı.“Bu ülkede birlikte yaşayabiliriz” dedi.
Ne kadar sade,
ne kadar zor bir cümleydi oysa.Ne nefreti büyüttü,
ne korkuyu.
Ama korunmadı.19 Ocak’ta, gazetesinin önünde vurulduğunda
yere düşen sadece bir insan değildi.
Bir ihtimal,
bir birlikte yaşama umudu da yere düştü.Ardından binler yürüdü.
“Hepimiz Hrant’ız” dendi.
Ama zaman geçti,
sloganlar sustu,
acı kaldı.Hrant Dink bize şunu öğretti:
Bir ülkede haklı olmak yetmez.
Yaşatılmak da gerekir. Pazar sohbeti böyle olur işte.
Bağırmaz.
Manşet atmaz.
Ama uzun süre insanın içinde kalır.Bu ülkede kalemler susturuldu.
Ama dalgalar hâlâ geliyor.
Duvarları yalıyor.Ve belki de en büyük umut burada saklı:Aldırma gönül aldırma…Sağlıklı kalın...







