Hayat dediğimiz şey seçimlerden ibaret.
İş seçiyoruz.
Eş seçiyoruz.
Dost seçiyoruz.
Bazen yönetenleri seçiyoruz.Sonra dönüp kaderi suçluyoruz.Oysa çoğu zaman mesele kader değil;
tercih ve dürüstlük.Biz seçerken araştırmıyoruz.
Ama saklarken ustalaşıyoruz.Kız isterken başlıyoruz ilk makyaja.
“Bizim kız ev kızı…”
Belki hayatın yükünü henüz tanımıyor.
“Çok ağırbaşlıdır…”
Gençliğin heyecanı içinde savrulurken.Karşı taraf geri kalır mı?
“Bizim oğlanın kötü alışkanlığı yok.”
İçki “arada bir.”
Kumar “dost meclisi.”
Borç “ufak tefek.”
Çapkınlık “gençlik hatası.”Daha nikâh masasına oturmadan hakikat budanıyor.Biz çocuklarımızı korumuyoruz aslında;
kusurlarını saklayarak onları gelecekte daha büyük hayal kırıklıklarına teslim ediyoruz.Sonra iki genç aynı evde
birbirlerinin gizlenmiş taraflarıyla karşılaşıyor.İlk kırılan güven oluyor.Çünkü yalan küçük de olsa temele karıştı mı
o bina sağlam durmaz.Ama mesele sadece evlilik değil.İş seçerken de aynıyız.
Kolay paraya kanıyoruz.
Büyük vaatlere inanıyoruz.
Araştırmadan imza atıyoruz.Dost seçerken de öyle.
Menfaati dostluk sanıyoruz.
Alkışı sadakat zannediyoruz.Yönetici seçerken hafızamızı kaybediyoruz.
Dün söyleneni bugün unutuyoruz.
Dün yapılanı bugün hatırlamıyoruz.
Sonra “kandırıldık” diyoruz.Kandırılmak bazen saflıktır.
Ama sürekli kandırılmak ihmaldir.Toplum olarak kusuru örtmeyi marifet sayıyoruz.
“Duyulmasın.”
“Millet ne der.”
“Bizimkiler ayıp olmasın.”Oysa ayıp gerçeği söylemek değil;
gerçeği bile bile saklamaktır.Seçmeyi beceremiyoruz çünkü
gerçeği konuşmayı beceremiyoruz.Gerçek konuşulmadıkça
yanlış tercih kader gibi görünür.Ama değildir.Yanlış tercih kader değildir;
tekrar ediliyorsa alışkanlıktır.Belki de artık şunu dürüstçe söylemenin zamanı geldi:Başkalarını suçlamadan önce
kimi seçtiğimize,
neyi sakladığımıza bakmalıyız.Pazar sohbeti bu…
Bağırmadan ama saklamadan söyleyelim:Hayat yalanı değil, karakteri ödüllendirir.Sağlıklı kalın...
İş seçiyoruz.
Eş seçiyoruz.
Dost seçiyoruz.
Bazen yönetenleri seçiyoruz.Sonra dönüp kaderi suçluyoruz.Oysa çoğu zaman mesele kader değil;
tercih ve dürüstlük.Biz seçerken araştırmıyoruz.
Ama saklarken ustalaşıyoruz.Kız isterken başlıyoruz ilk makyaja.
“Bizim kız ev kızı…”
Belki hayatın yükünü henüz tanımıyor.
“Çok ağırbaşlıdır…”
Gençliğin heyecanı içinde savrulurken.Karşı taraf geri kalır mı?
“Bizim oğlanın kötü alışkanlığı yok.”
İçki “arada bir.”
Kumar “dost meclisi.”
Borç “ufak tefek.”
Çapkınlık “gençlik hatası.”Daha nikâh masasına oturmadan hakikat budanıyor.Biz çocuklarımızı korumuyoruz aslında;
kusurlarını saklayarak onları gelecekte daha büyük hayal kırıklıklarına teslim ediyoruz.Sonra iki genç aynı evde
birbirlerinin gizlenmiş taraflarıyla karşılaşıyor.İlk kırılan güven oluyor.Çünkü yalan küçük de olsa temele karıştı mı
o bina sağlam durmaz.Ama mesele sadece evlilik değil.İş seçerken de aynıyız.
Kolay paraya kanıyoruz.
Büyük vaatlere inanıyoruz.
Araştırmadan imza atıyoruz.Dost seçerken de öyle.
Menfaati dostluk sanıyoruz.
Alkışı sadakat zannediyoruz.Yönetici seçerken hafızamızı kaybediyoruz.
Dün söyleneni bugün unutuyoruz.
Dün yapılanı bugün hatırlamıyoruz.
Sonra “kandırıldık” diyoruz.Kandırılmak bazen saflıktır.
Ama sürekli kandırılmak ihmaldir.Toplum olarak kusuru örtmeyi marifet sayıyoruz.
“Duyulmasın.”
“Millet ne der.”
“Bizimkiler ayıp olmasın.”Oysa ayıp gerçeği söylemek değil;
gerçeği bile bile saklamaktır.Seçmeyi beceremiyoruz çünkü
gerçeği konuşmayı beceremiyoruz.Gerçek konuşulmadıkça
yanlış tercih kader gibi görünür.Ama değildir.Yanlış tercih kader değildir;
tekrar ediliyorsa alışkanlıktır.Belki de artık şunu dürüstçe söylemenin zamanı geldi:Başkalarını suçlamadan önce
kimi seçtiğimize,
neyi sakladığımıza bakmalıyız.Pazar sohbeti bu…
Bağırmadan ama saklamadan söyleyelim:Hayat yalanı değil, karakteri ödüllendirir.Sağlıklı kalın...








