Ruhumdaki Sır Perdesi

Bu yazı bir yalnızlık serzenişi değil; maskeler düşünce ortaya çıkan insan manzarasına tutulmuş bir vicdan feneridir

Bazen insan kalabalığın ortasında yapayalnız kalır.
Sesler vardır ama sesini duyan yoktur.
Gözler vardır ama bakan çoktur, gören yoktur.

Bugün ruhumda bir sis perdesi var.
Ne tam aydınlık, ne de zifiri karanlık…
Sadece içimi örten, geçmişle bugünün arasına çekilmiş ince ama inatçı bir perde.

Bu sisin içinde insan, gerçeği daha net görür aslında.
Maskeler düşünce, suratlardaki pulların tel tel döküldüğünü fark edersin.
Dost sandıklarının, menfaat bitince nasıl sessizleştiğini görürsün.
Telefon susar, kapılar ağırlaşır, selamlar eksilir.

İnsanoğlu evrenden hep ister.
Daha çok, daha fazlası, daha iyisi…
Ama şükür azdır.
Teşekkür kısa sürer.
İsteklerin sonu yoktur.
Bu nankörlük değil de nedir?

Verirken alkış bekleyen, alırken vicdanını susturan bir çağdayız.
Herkes hak ister ama sorumluluk ağır gelir.
Herkes vefa bekler ama vefayı taşımak zahmetlidir.

Ben bu sis perdesinin ardında şunu öğrendim:
Yalnızlık bazen ceza değil, filtredir.
Gerçekle sahteyi ayırır.
Dostla kalabalığı birbirinden ayıklar.

Belki de bu sis, ruhun kendini koruma biçimidir.
Her gelene kapıyı açmamak,
Her gülene kalbini vermemek içindir.

Ve yine de…
İnsan umudu elden bırakmamalı.
Çünkü sis dağılır.
Maskeler düşer.
Geriye sadece insan kalanlar kalır.

Bir gün her şey eskiye rücu eder. Geldiğin yöne geri dönersin.

 

Sağlıklı kalın…