Ramazan Zengine mi?
'Nerede o eski Ramazanlar?' Bu cümleyi artık nostalji olsun diye değil, içimiz burkularak söylüyoruz.
Eskiden Ramazan; mahallede kurulan mütevazı sofralardı.
Kapı çalınır, “Bir tabak fazla koyduk, buyurun” denirdi.
Zengin fakir yan yana oturur, aynı çorbaya kaşık sallardı.
Bugün?
Bir yanda kristal avizelerin altında kurulan ihtişamlı iftar davetleri…
Masada kuş sütü eksik.
Fotoğraflar çekiliyor.
Sosyal medya paylaşımları yapılıyor.
Menüler yarışıyor.
Diğer yanda…
Ay sonunu getiremeyen emekli.
Torununa harçlık veremediği için başını öne eğen dede.
Market poşetini yarım doldurup kasada hesap yapan anne.
Ramazan, gösteriş ayı mı?
Yoksa paylaşma ayı mı?
Elbette zengin iftar verecek. Buna kimse karşı değil.
Ama zenginin zengine verdiği sofralar, Ramazan’ın ruhunu ne kadar taşıyor?
Ramazan; reklamsız iyiliktir.
Sessiz sadakadır.
Kimse görmeden uzatılan eldir.
Bir holding salonunda verilen yüz kişilik iftar mı daha kıymetlidir,
Yoksa bir emeklinin mutfağına bırakılan bir koli mi?
İslam’ın özü israftan kaçınmak değil midir?
Kur’an’ın mesajı paylaşmak değil midir?
Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed sade bir hayat yaşamadı mı?
İftar sofralarında hurma ve su yeterli olmadı mı?
Ramazan, mideleri değil kalpleri doyurma ayıdır.
Bugün ihtiyaç sahipleri sayıca artmışsa…
Emekli geçinemiyorsa…
Genç işsizse…
O zaman Ramazan’ın en büyük ibadeti, gösterişsiz yardımdır.
Belki de artık şu soruyu sormalıyız:
Ramazan zengine mi geldi?
Yoksa zengin Ramazan’ı yanlış mı anladı?
“Ramazan sofraları büyüdü, vicdan sofraları küçülmesin.”
Sağlıklı kalın…