Lozan: Bir İmza Değil, Bir Milletin Tapusu

24 Temmuz...

Türk milletinin tarihine altın harflerle yazılmış bir gün.

Tam 103 yıl önce, İsviçre'nin Lozan kentinde atılan imzalar, yalnızca bir barış antlaşmasını değil; bağımsızlığını canı pahasına kazanan bir milletin dünyaya kabul ettirdiği onurlu duruşu tescil etti.

Lozan Antlaşması, yenilmiş bir devletin değil; küllerinden yeniden doğan bir milletin diplomasi zaferidir.

Çanakkale'de, Sakarya'da, Dumlupınar'da kazanılan askeri başarı, Lozan'da masaya taşınmış; süngüyle kazanılan bağımsızlık, kalemle mühürlenmiştir.

Bugün hâlâ Lozan üzerinden tartışmalar yürütülüyor.

Kimileri onu küçümsemeye, kimileri yok saymaya çalışıyor.

Oysa tarih, duygularla değil; belgelerle yazılır.

Lozan olmasaydı, bugün üzerinde yaşadığımız vatanın uluslararası hukukta tanınan sınırları olmayacaktı.

Lozan olmasaydı, kapitülasyonların kaldırılması mümkün olmayacak, Türkiye ekonomik bağımsızlığına kavuşamayacaktı.

Lozan olmasaydı, yeni kurulan Cumhuriyet dünya devletleri tarafından bugünkü meşruiyetiyle tanınamayacaktı.

Hiçbir antlaşma kusursuz değildir.

Dönemin şartları içinde değerlendirildiğinde Lozan, Türk diplomasisinin en büyük başarılarından biri olarak tarihteki yerini almıştır.

Lozan, yalnızca geçmişi anlatan bir belge değildir.

Bugünü anlamanın, geleceği sağlam temeller üzerine kurmanın da anahtarıdır.

Çünkü bağımsızlık, sadece savaş meydanlarında değil; masalarda da korunur.

103 yıl önce verilen mücadeleyi unutmayan milletler, geleceğe daha güvenle yürür.

Lozan'ı savunmak, herhangi bir siyasi görüşü değil; Türkiye Cumhuriyeti'nin bağımsızlık hukukunu savunmaktır.

Bu vesileyle başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere İsmet İnönü'yü, Lozan heyetini, Kurtuluş Savaşı'nın tüm kahramanlarını rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum.

Çünkü bazı imzalar yalnızca kâğıda değil, tarihe atılır.

Lozan da işte onlardan biridir.

Sağlıklı kalın…