Biz Çok Güzeldik Be Dostum…
Bir kuşağın vicdanı, bir çocukluğun hatırası ve bir ananın sessiz emeği…
Bir kuşağın vicdanı, bir çocukluğun hatırası ve bir ananın sessiz emeği…
Oyuncu Talat Bulut’un gençlere yönelttiği sert ama haklı sitem, insanı alıp başka bir zamana götürüyor. 68–78 kuşağının delikanlıları… Kitapla büyüyen, meydanlarda haksızlığa ses olan, koltuk altlarında gazete taşıyan insanlar. Bugün alay edilen o “yaşlılar”, aslında bu ülkenin hafızası.
Bu satırları okurken ben de çocukluğuma döndüm.
Biz o günlerin çocuklarıydık.
Sabah erkenden kalkar, sokağa koşardık. Elimizde telefon yoktu, saat yoktu. Zamanın nasıl geçtiğini anlamazdık. Annemizin “eve gel” sesiyle dönerdik; kirliydik, tozluyduk ama içimiz tertemizdi.
Çok yaramazdım…
Komşuların bahçelerinde meyve bırakmazdım.
Neredeyse her gün eve şikâyet gelirdi.
Rahmetli anacığım da beni eşek sudan gelinceye kadar döverdi.
Ama bugün dönüp baktığımda şunu çok net söylüyorum:
O dayaklardan kin değil, terbiye çıktı.
O kadar dayak yememe rağmen, anam dünyanın en akıllı, en düzgün, en şefkatli, en merhametli kadınıydı.
Altı çocukla uğraşmak her kadının harcı değildir.
Hem ana olacaksın hem baba…
Yetmeyecek, bir de çocuklarını hayata hazırlayacaksın.
1950’li yıllar bugünkü gibi her şeyin varlık içinde olduğu zamanlar değildi.
Yokluk vardı ama umutsuzluk yoktu.
Para azdı ama emek çoktu.
Ekmek kıymetliydi, terbiye kutsaldı.
Bizde marka değil, onur önemliydi.
Ekmek arası salça, paylaşılan gazoz, iki taşla yapılan kale direği…
Lüksümüz buydu.
Kimse fakir değildi; çünkü mutluluk zenginiydik.
Mahallede herkes birbirini tanırdı.
Komşu teyze anne gibiydi, bakkal amca baba gibi.
Borç defteri utanmadan açılır, Allah rızasıyla kapanırdı.
O güven, o huzur… Bugün hiçbir bankada yok.
Ve bugün…
Toplu taşıma araçlarında yaşlısına, hamile kadına bakıp uyur numarası yapan bazı gençlerimiz var.
Bu bir gençlik meselesi değil; aile terbiyesi meselesi.
Bizim zamanımızda yer vermemek ayıptı.
Şimdi ayıp ortada duruyor, utanma yok.
Ne yazık ki, edep oturmamış, vicdan ise ayakta kalmış…
Herkesin elinde akıllı telefon var ama kimsenin sesi yok.
Herkes birbirini takip ediyor ama kimse kimseye uğramıyor.
Bizim zamanımızda kalpler çarpardı; şimdi bildirimler yanıyor.
Bazen durup düşünüyorum…
O gazozu paylaştığımız dostlar nerede?
Belki evlendiler, belki öldüler, belki sadece büyüdüler.
Ama içimdeki çocuk hâlâ fısıldıyor:
“Haydi dışarı çıkalım…”
Bu yazıyı yazarken bir kez daha anladım:
Biz çok güzeldik be dostum…
Çünkü bir koltuk vermeyi erdem değil, insanlık sayardık.
Ve çünkü bizi hayata hazırlayan analara sahiptik…
“Biz hayatı okulda değil, sokakta öğrendik.”
Sağlıklı kalın…