Bana Bakan Şişe

'Sarhoş olmak varken… İçmek marifet değil; içmemek iradedir. Adamlık, ayıkken dimdik durabilmektir…'

Rafın üzerinde bir şişe…
İçi dolu viski.
Ne konuşuyor ne ses çıkarıyor…
Ama bakıyor bana.

Ben de ona bakıyorum.
Bir süre sonra insan şişeye değil,
şişe insana bakmaya başlıyor.

İçimde bir ses:
“Al bir yudum, ne olacak ki…”
Bir başka ses:
“Dur… bekle…”

Tam o sırada sordum kendime:
“İçeyim mi?”

Dostum yanımdaydı…
Yılların dostu.
“İçeyim mi?” dedim.

Bir süre sustu.
Sonra başladı anlatmaya…
Kırk dereden su getirdi.

Sonunda döndü dedi ki:
“Sen eski model bir arabasın…”
“Kaporta gitmiş… motor yorgun…”
“Contalar yağ kaçırıyor…”

Bir an durdum.

“Tamirciye girip çıkmaktan bu araba adam olmaz…” dedi.

Söz ağırdı…
ama dost sözüydü.
İnsanı yıkmak için değil,
ayağa kaldırmak için söylenmişti.

Tam o anda sanki içimden bir ses daha yükseldi…
Sessiz ama net:
“Bırak o şişeyi… Sen daha değerlisin.”

Elim şişeye uzandı…
Sonra geri çektim.

Bıraktım olduğu yerde.

Çünkü bazen bir dost,
bir doktor gibi konuşur…
bazen bir tamirci gibi uyarır…
ama her zaman seni kaybetmek istemez.

O eski model araba…
hala gidiyor.

Yavaş…
ama gidiyor.

Ve ben biliyorum ki,
o şişe kalır…
ama ben yürürüm.

İçmedik…
Ama masamız boş kalmadı.
Mezemiz bir köşe yazısı oldu.

Bir şişeye bakarken,
bir anda çocukluğuma gittim.
Hani eline bir şeker verirlerdi de
dünyanın en mutlu insanı olurdun ya…

Ne derdimiz vardı, ne yükümüz.
Ne hesap, ne kitap…

Şimdi koca bir ömür geçmiş,
bir şişeyle pazarlık yapıyoruz.

Oysa bir zamanlar
bir şeker yetiyordu mutlu olmaya.

Demek ki mesele içmek değilmiş dostum…
Mesele, insanın içindeki o çocuğu kaybetmemesiymiş.

Keşke hep öyle kalsaydık…

Ama olmadı.

Bu bir şişe meselesi değildi.
Bu,
ömürlük bir iç muhasebeydi...

 

Sağlıklı kalın…