Ayıklıyoruz ama Soyutluyamıyoruz
Kalabalığın içinden gerçeği seçiyoruz, anlamı gözden kaçırıyoruz...
Sabah kalkıyoruz…
Telefonu elimize alıyoruz…
Haberleri ayıklıyoruz.
Kimi siliyoruz, kimi görmezden geliyoruz, kimi engelliyoruz.
Hayatımız bir “ayıklama” telaşı.
Dost listemizi ayıklıyoruz.
Siyaseti ayıklıyoruz.
Televizyon kanallarını ayıklıyoruz.
Hatta akrabaları bile ayıklıyoruz.
Ayıklamak kolay…
Çünkü elemek cesaret değil, tercih meselesidir.
Ama bir şeyi yapmıyoruz.
Soyutlamıyoruz.
Bir olayın içinden insanı çıkarmıyoruz.
Bir tartışmanın içinden ahlakı çıkarmıyoruz.
Bir kavganın içinden adaleti süzmüyoruz.
Biz sadece kişileri ayıklıyoruz.
Fikirleri değil.
Bugün biri yanlış yapınca onu hayatımızdan çıkarıyoruz.
Peki o yanlışın nedenini düşünüyor muyuz?
Toplum olarak nerede savrulduğumuzu soyutlayabiliyor muyuz?
Ayıklamak temizliktir.
Ama soyutlama muhasebedir.
Ayıklamak refleks ister.
Soyutlama derinlik ister.
Gazetecilik yıllarımda şunu öğrendim:
Belge ayıklamak kolaydır.
Ama belgenin anlattığı zihniyeti görmek zordur.
Bugün sosyal medyada herkes hâkim…
Herkes savcı…
Herkes cellât…
Ama filozof yok.
Oysa mesele kişileri ayıklamak değil,
zihniyeti çözmektir.
Bir memlekette herkes birbirini ayıklıyorsa,
ama kimse kendini soyutlamıyorsa…
Orada hakikat kaybolur.
Belki de artık şunu sormalıyız:
Biz kimi hayatımızdan çıkarıyoruz?
Ve hangi gerçeği görmemek için bunu yapıyoruz?
Ayıklamak rahatlatır.
Soyutlamak olgunlaştırır.
Bugün biraz duralım…
Birini değil, bir davranışı düşünelim.
Bir partiyi değil, bir anlayışı tartışalım.
Bir insanı değil, insanlığı konuşalım.
Belki o zaman
ayıkladıklarımız azalır,
anladıklarımız artar.
Sağlıklı kalın…